Bayburt
DOLAR32.5888
EURO34.7283
ALTIN2473.3
Dr. Murat Oltulu

Dr. Murat Oltulu

Mail: [email protected]

Dilin Islahı Kaderin Islahı

Dilin Islahı Kaderin Islahı

Bir tür olarak insan varlığını kuşatan, onun var oluş biçimini tayin eden doğa, ilkel dönemlerden günümüze insanın kendisine karşı mücadele verdiği en temel unsurdur. Kıtlık, kuraklık, soğuk, sel, heyelan, çığ, tipi, deprem, volkan, hortum ve daha pek çok afet hep ama hep doğa kaynaklıdır. İnsanın yapıp etmeleri, özellikle teknik ve medeniyeti, aslında doğaya, bir başka deyişle tüm bu afetlere karşı durma çabasının ürünüdür. Öyle ki bu karşı koyma çabasının ürünlerinden yola çıkarak kendisi de homo faber yani bir araç üreticisi olarak tanımlanmıştır. O öncelikle bir ihtiyacı hisseder. Sonrasında o ihtiyacını gidermeye yarayacak bir araç tasarımlar. Muhayyel bir balta inşa eder örneğin. Onu imal edecek en uygun materyali bulur, birleştirir. O baltanın etrafında bir ilişkiler ağı gelişiverir kendiliğinden. İş, ücret, ustalık, maharet, teknik bilgi, yeni ürünler, itibar vs. vs. Dikkat edileceği üzere buradaki inşa faaliyeti yalnızca somut değil soyuttur da aynı zamanda. Bu hususa ilk yazımızda, idelerin teknik ve yönlendirici ideler şeklinde ikiye ayrıldığını belirterek, değinivermiştik. Bir başka deyişle insan doğaya karşı koyabilmek için yalnızca tekniği değil var olan tekniği kullanacak ve onu geliştirecek zihniyeti de inşa eder. İşte o yönlendirici idealardan kurulu olan bu sistem, var olan teknikle birlikte karşı koyar doğaya. Teknik ne kadar gelişirse gelişsin, yönlendirici idelerin de o denli gelişmiş olması icap eder. Objektif, sahici, nesnel, öngörülü ve sağduyulu yönlendirici fikirler yeterli değilse eğer, doğayla mücadelede tekniğin etkin kullanımı mümkün olmayacaktır. Bu açıdan bakıldığında yönlendirici idealara büyük iş düşmektedir. 
Somut veya soyut tüm araçların mücadele etmek için üretildiği doğal afetler, genellikle travmatik sosyal gerçeklikler bırakır ardı sıra. Üstesinden gelinmesi gereken artık sadece doğa değil bu sosyolojik gerçekliklerdir de. Bunların üstesinden gelebilmek için de kültürel olarak toplu bir ıslah hareketine ihtiyaç duyulduğu açıktır. Her şeyden önce insan ideasını yeniden revize etmek gerekecektir. Nasıl bir birey? Nasıl bir yurttaş? Nasıl bir toplum ve kültür? Tüm bunlar için, insan bilimlerinin ıslahı ile işe başlamak yerinde bir adım olarak değerlendirilebilir. Endokrinden uzak, nesnel, derinlikli, bilimin ve çağın gereklerine uygun, insan gerçekliğini betimlemeyi, onun sorunlarını çözmeyi ve böylelikle tekamülünü gaye edinen bir insan bilimleri hedeflemek. Bu hedefte muhtemelen atılması gereken ilk adım, kanımca tüm bilimlerin ortak paydası olan dil revizyonu olacaktır. Çünkü dil, her şeydir. Tüm gerçeklikleri bir arada tutan bir tutkaldır dil. Bireyin ve toplumun hafızasıdır. İç ve dış konuşmalarını bireyler, onunla gerçekleştirirler. Çünkü insanlar genellikle sözcüklerden müteşekkil bir dünyada hayat sürerler. Kendileriyle kurdukları iletişim de diğer insanlarla kurdukları iletişim de sözcükler aracılığıyla gerçekleşir. Kısaca olumlu veya olumsuz tüm fikirler mevcudiyetini onunla sürdürürler. Bu sebeple bir felaket sonrası revizyona, kanımca, öncelikle dilin ıslahı ile başlamak yerinde olacaktır. Nitekim tarihte tüm büyük reformistlerin, peygamberlerin yaptıkları ilk iş, dili ıslah etmek olmuştur.
Yaşadığımız toplumu yeterince gözlemlemiş fikir insanları, son zamanlarda karşı karşıya kaldığımız doğal afetten bir ders çıkarılmayacağını öngörseler de gelecek nesillere karşı bir nebze olsun sorumluluk duygusu hissediyorsak eğer, öneriler sunmaktan geri duramayız. Bu bağlamda son zamanlarda olumsuz yargı içeren ve dilimizde bir pelesenk haline gelen kullanımlara bir katkı olması kabilinden dikkat çekebiliriz. Örneğin “burası Türkiye” veya tersinden “burayı Norveç mi sandın?”, “coğrafya kaderdir”, “boşver” vb. Birey olarak dilimizden yani gündelik dil kullanımımızdan, bir dizine bu olumsuz yargı içeren kelime ve kalıpları temizleyerek işe başlayabiliriz. Basmakalıp, mazeretçi, itaatçi, ötekileştirici, ayrıştırıcı dil ve üslupları bir kenara bırakarak. Bunları besleyen atasözü, deyim, sözcük ve ifadelere gündelik hayatta yer vermeyerek. Bunun yerine betimleyici boyutu ve toleransı yüksek, rasyonel, sahici, sağaltıcı, şeffaf ve net, mükemmelleştirici, harekete geçirici kelime, deyim, ifade ve söylem biçimlerine hayatımızda çok daha fazla yer vererek. Çünkü kültürün sesleri ebeveynlerin içseslerini etkiler, onların içsesleri genç kuşakların içseslerini etkiler ve bu şekilde bir araya gelen birçok kuşak ve kültür, zihinleri, hayata ve doğaya karşı duruşu akort eder.
O halde diyelim ki kelimelerini ıslah eden kültürünü ıslah eder. Kültürünü ıslah eden toplumunu ıslah eder. Toplumunu ıslah edense geleceğini ve kaderini ıslah eder. 
 

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar