Türkiye uzun süredir enflasyonu konuşuyor. Market etiketleri, kira bedelleri, faturalar… Ancak mesele yalnızca rakamların artması değil. Asıl mesele, bu artışların neden kalıcı hale geldiği ve toplumun neden artık yarını hesaplayamaz duruma düştüğüdür.
Bir ülkede fiyatlar artabilir. Bu, ekonomik hayatın doğasında vardır. Fakat fiyat artışları öngörülebilir olmaktan çıktığında, enflasyon ekonomik bir sorun olmaktan çıkar, toplumsal bir krize dönüşür. Bugün Türkiye’de yaşanan tam olarak budur. İnsanlar artık ne kazanacağını değil, kazandığının ne kadar sürede eriyeceğini düşünüyor.
Burada durup sormak gerekir: Gerçekten sorun sadece fiyatlar mı?
Yoksa bu fiyatları sürekli üreten, besleyen ve normalleştiren bir sistem mi var?
Yapay zekâ verileri bize şunu söylüyor: Kalıcı enflasyon, çoğu zaman geçici ekonomik dalgalanmalardan değil; verimsizlikten, plan eksikliğinden ve güven kaybından beslenir. Üretim maliyetleri düşmüyorsa, eğitim ile iş gücü arasında bağ kurulmamışsa, teknoloji ve katma değer ikinci planda kalıyorsa fiyatların düşmesi sadece bir temenniden ibaret olur.
Türkiye’de uzun süredir tüketim ağırlıklı bir ekonomik düzen hâkim. Üreten değil, harcayan; planlayan değil, günü kurtaran bir yapı. Böyle bir düzende fiyatlar düşmez, sadece ertelenir. Ertelenen her sorun ise daha ağır bir şekilde geri döner.
Enflasyonun en yıkıcı etkisi, cebimizdeki para değildir. Asıl yıkım, güven duygusunun kaybolmasıdır. İnsan geleceğini öngöremezse, yatırım yapmaz; genç umut görmezse, plan kurmaz; toplum yarınına inanmazsa, üretim de refah da sürdürülemez.
Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey, sadece fiyatları baskılamak değil; sistemi yeniden düşünmektir. Eğitimden üretime, teknolojiden adalete kadar bütüncül bir anlayış olmadan enflasyonla mücadele sadece geçici bir rahatlama sağlar.
Sonuç olarak; enflasyon bir sonuçtur.
Asıl mesele, o sonucu doğuran yapıdır.
Fiyatları konuşuyoruz ama sistemi değiştirmedikçe, yarın yine aynı soruyu sormaya devam edeceğiz:
Sorun fiyatlar mı, sistem mi?
Yorumlar
Kalan Karakter: