15 Nisan 2026 tarihinde Kahramanmaraş iline bağlı Onikişubat ilçesindeki Aysel Çalık Ortaokulunda bir öğrencinin silahlı saldırısı gerçekleşti. Okulun 14 yaşındaki erkek öğrencisi İsa Aras Mersinli, yanında getirdiği beş tane 9 mm tabanca ve yedi tane şarjör ile dokuzu öğrenci olmak üzere on kişiyi öldürdü. Bu olay, önceki gün gerçekleşen Şanlıurfa ilinin Siverek ilçesinde bulunan Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi saldırısından sonra meydana geldi. Bu saldırılar, Türkiye tarihindeki en büyük katliamlardır.
Katliamın ardından ülkemizde herkes birbirini suçlarken gerçeklerin görmezden gelinmesinin toplumun bir ayıbı haline gelmesi kaçınılmaz bir sonuç oldu. Gelin hep birlikte olayları değerlendirelim: Daha önce okul önlerinde polis ekiplerinin devriye atarak okulların güvenliğini sağlaması üzerine bir grubun, okul önlerinde polis olmasını çocuklarının “yaşam ve özgür eğitimine bir darbe” diyerek nitelemesi; toplumun ve çocuklarımızın geleceğini algı yönetimi ile köreltmiştir. Bu kesim, şimdilerde oluşan bu katliam için günah keçisi belirlemekle meşgul.
Katliamı kınayan sivil toplum kuruluşlarının birlik ve beraberlik içerisinde Türkiye'nin dört bir yanında sessiz kalmamaları, birliğimizin temel taşını oluşturmuştur. Ancak kaostan nemalanmaya çalışan bir grubun Millî Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin'in istifasını istemesi de ayrı bir bakış açısı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Eğitim Ailede Başlar
Çocuklarımızın öğrenme temellerinin aile ortamında atıldığını ve bu sürecin çocuğun gelecekteki eğitim hayatını etkileyeceğini görmekteyiz. Aile, çocuğa temel değerleri ve yaşam boyu sürecek günlük alışkanlıkları kazandırmakla yükümlüdür. Çocuklarımıza empati kurmayı, paylaşmayı, doğruyu ve yanlışı ayırt etmeyi aşılamalıyız. Diğer çocuklar ile iletişim kurmasını ve hayata adapte olmasını sağlamalıyız. Ailede edinilen alışkanlıklar çocuğun yaşamının temelidir. Örneğin bir binanın temeli ne kadar sağlam olursa bina da o kadar dayanıklı olur. Aile olmak da binanın temeline benzer; temel ne kadar sağlam olursa çocuğumuz da o kadar başarılı ve sağlam olur.
Ebeveynlerin en büyük hatası, "Zamanında biz yokluk çektik, çocuklarımız çekmesin," diyerek her istediklerini yapmalarıdır; bu belki de onlara yapılan en büyük kötülüktür. Bir çocuğun aileden aldığı birikim ile eğitim hayatına başlaması, onun ilerideki başarılarının teminatı olacaktır. Aileden aldığı kurallar ile eğitimini sürdüren çocuklarımız, öğretmenlerimizin verdiği bilgi ve deneyim ile başarıya doğru yol almaktadırlar. Bir öğretmenin çocuğa katacağı değer, bilgi ve deneyimi ile orantılıdır. Çocuğumuza uyarı yapan, onlara kızan öğretmenlerimizi hemen yetkili mercilere şikâyet etme eğilimine girersek bu hem çocuğun kişiliğine zarar verir hem de öğretmenin sınıf içerisindeki başarısına engel olur. Sonuçların kaçınılmaz olduğunu görmüş oluruz.
Bir çocuğun hatalarını diğer arkadaşları veya öğretmenleri çekmek zorunda değildir. Bu durum hata olmaktan çıkıp bir katliama dönüşebiliyor. Öğretmenlerimize değer verelim ve eğitim camiasına saygı duyalım ki bir daha ülkemiz böyle bir olayla yüzleşmek zorunda kalmasın.
Çocuklarımız geleceğimizin yeşeren filizleridir. Onlara oyuncak silah yerine satranç, misket, yedi kiremit, tıktık, çanak çömlek patladı gibi geleneksel oyunları öğretmeliyiz.
Yorumlar
Kalan Karakter: