İçinden geçtiğimiz şu mayıs günlerinde, gökyüzü her ikindi vakti sözleşmiş gibi ağır bir bulut kütlesini şehrin üzerine bırakıyor. Coğrafyanın kaderiyle insanın ruh hali ne kadar da benzerlik gösteriyor değil mi? Gökyüzü gürlüyor, bardaktan boşanırcasına yağıyor ve sonra hiçbir şey olmamış gibi yerini ikindi sonrasının o dingin, ıslak sessizliğine bırakıyor. Bizler de öyleyiz. İçimizde bir yerlerde sessizce bekleyen o boş çukurlar, hayatın getirdiği ani sağanaklarla dolup taşıyor.
İnsan, acıyı ve sancıyı biriktiren bir varlık. Tıpkı toprak gibi. Bazen hayatın getirdiği o ağır yükler, içimizdeki boşluklara sızıyor. İlk başta zararsız bir su birikintisi gibi duran o sancılar; zamanla aşınıyor, genişliyor ve ruhumuzun sınırlarını zorlayarak büyüyor. İşte tam o anlarda derinliğimizi abartıyoruz. İçimizdeki o dar çukurun, upuzun nehirlerle buluşup denizlere akacağını, bir nehre karışıp hafifleyeceğini unutuyoruz. Kendimizi ucu bucağı olmayan, durağan ve derin göller gibi hissetmeye başlıyoruz. Yalnız, kendi içine hapsolmuş ve ağır...
Oysa hayat, o derin göllerden ibaret olmadığı gibi, sadece saf bir temizlikten de ibaret değil. Hayatın içinde o berrak zannettiğimiz su birikintileri, adımlarımızla, kırılmışlıklarımızla çamura da dönüşebiliyor. Üstelik o çamur, çocukken oyunlar oynadığımız, üstümüzü başımızı kirletmekten korkmadığımız o masum çamurlara da benzemiyor her zaman. Büyüdükçe, üzerimize bulaşan çamurlardan temizlenmek daha zor geliyor insana. Masumiyetin o darbesiz, çocukça dokunuşlarını özlüyoruz. Bir çocuğun sadece eğlenmek için bastığı o su birikintisinin hafifliğini, büyüdükçe kaybettiğimiz o pervasız cesareti arıyoruz.
Fakat unuttuğumuz bir şey var:
Hiçbir sağanak sonsuza dek sürmez. Ruhun o en derin, en aşındırıcı sancıları bile bir nihayete gebedir. Tıpkı bu mevsimin karakteristik doğası gibi... Gökyüzü ne kadar kararırsa kararsın, yağmur ne kadar şiddetli yağarsa yağsın, biliriz ki bu sarsıntı kalıcı değildir.
İçimizdeki çamuru, sızıyı ve o ağır gölleri hafifletecek olan şey, tıpkı kırkikindi yağmurları gibi, bu sancıların da geçici olduğunu bilmektir. Yağmur duracak, toprak kokusu yükselecek ve o çukurlar elbet bir gün ırmaklara karışacaktır.
Geçen hafta başladığımız bu yazı yolculuğunda, bu hafta sözü içimin uzun zamandır biriktirdiği, bu mevsimin ruhuna yoldaşlık eden o dizelere bırakmak istiyorum.
Sancıların hafiflediği, ırmaklara kavuştuğu ikindilerde buluşmak dileğiyle...
Yağmurun içi boş bir çukuru doldurduğu gibi birikiyor sancılarım!
Aşınıyor, genişliyor ve de büyüyor.
Abarttığı da oluyor bazen derinliğimin çapının;
Göllere dönüşürken unutmuş gibi ırmaklara karışacağını!
Ya da bir çocuğun ayağının battığı,
Yalnızca oyun amaçlı darbesinden azade bir çukur!
Temiz zannedilen birikintinin çamura dönüştüğü bir bataklık,
Elbiseleri kirleten bir yığın ve onunla oynayan çocuklar!
Lakin fazla sürmez bu yağmurlar, sadece kırk ikindiler kadar...

Yorumlar 1
Kalan Karakter: