Bu yaşlarda anlıyorum galiba köşeleri.
Sigara içmek için durduğum köşelerde yazılanları okumaktan çok, dinleyicisi oldum galiba. Karşıdaki kasabın şarküteri oluşuna bir anlam vermeye çalışırken, çapraz karşıda duran ayakkabıcının içeride bir defa bile müşteri görmediğim halde nasıl ayakta durabildiğini düşünüyorum. Ve bütün bu direncin hemen yanında, kampanya haberleri ve afişler yapmak için telaşla koşuşturan bir reklamcı.
Ne garip bir sokak ve ne sahici bir köşe.
Kimsenin riayet etmediği bir trafik levhasına bakıyorum her defasında. Orada zamanı anlamlı geçirmeye çalışırken, her ters yöne sapıp yanlış viraj alan sürücünün gözlerine bakma çabası... Ve bu sorumluluk da neyin nesi? Sanırım köşelerde durmak, bu tür bir mesuliyeti beraberinde getiriyor.
Bir de hafif arkamda kalan manavın çirkin tabelası var; içerideki anlamsız kalabalıkla beraber... Can sıkıcı kalabalıklar. Domatesi özenle seçen memur görünümlü beyefendinin, park ettiği aracın arkadaki sıkışan trafiği zorladığının farkında mı, yoksa umurunda değil mi? Yarına kalırsa çürüyecek bir sebzenin özenini, hangi etik yönümle açıklayacağımı henüz bilmiyorum.
Yani köşede durduğunda ve ileri bir adım attığında cereyana maruz kalırsın. O köşede yazılanları okumak için sağlam bir nefes gerekir. Ama nefesinin kesileceğini düşündüğünde susmak, yanlış yöne dümen kırmakla eşdeğer. Çünkü köşelerde konuşmak, bir anlamda susmaktır zaten.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: